8 Mart 2014 Cumartesi

Vaktiyle Kaç Kez Sınandın.

Sen şimdi hesapta soramazsın.
Yağmurunda gecenin tek başına dolaşırsın.
Düşünürsün, bilemezsin kaçıncı ayın dasın.
Doğru mudur yaptığın dışında mısındır hayatın.

Elinde olmadığından umutsuz sundur, kızarsın.
Dilinde adı, durmadan anarsın.
Ah o kaçıncı gündü acılar içerisinde kıvranırsın.

Vay be der günün birinde, unutmaz anarsın.

5 Mart 2014 Çarşamba

Kıymet

En değeri bilinmez denklem. Ey kıymet neyin değerini kime verirsin? Kimin değerini neye verirsin? An gelir sabah olur kimi kimden beklersin?

Zamanında bilinseydi değerin hiç ah olup düşer miydin dilden? Oysaki en meftun bendim, hangi ara bilemedim kıymetini.

Hangi zabıtta tutulmuştu da onca sözü bir bir sıraladılar sinem’e. Ey gururu kırılmış, incinmiş, bedbaht ruhum zor yollardasın.

Zor gelince atalete vururdun kendini, miskin bedenin ruhunu dinlemeyi ne zaman bıraktı ki? Oysa içindeki nefesten gerisi teferruattı.


Bilemedim ne yaşamayı ne yönetmeyi. E hani hatalarla öğrenecektik yaşamayı?  

20 Şubat 2014 Perşembe

Kaç?

Kaç güne bedeldi o anlar, kaç yıla eşdeğerdi? Kaç ses duymuştun, kaç yaşındaydı? Kaç tahammüle gebeydi, kaç kez yaşamıştı hayatında sere serpe ege güneşini doyasıya damarlarında?

Sen o değildin, o sen. Yarım yamalaktı bildiğin. Tatbik edemeyeceğin sözleri, istemediğin şeyleri vardı. Beyazın karaya sevdası gibiydi. Kaç git gelli bir denklemdi ki bu.


Pişmanlık hissi damarlarında evveliyatını sevdiğimin insanı. Bile bile gülmekte, seve seve ölmekte hepsi mubah sana.  

19 Şubat 2014 Çarşamba

Yani?

Son sesi vermiştik oysa! Ne mutluyduk. Ne eğlenirdim, kaç yaşındayımdır hiç tatmadığım kadar. Bilmez hiç bilmez, can yanar duymaz hiç duymaz. Anlamı diye hayatın o kadar zamandır tüttürdüğüm onca sigaramın dumanı gibi, elveda ya mahsus utangaç sabah yeni kalkmışlığın verdiği ürkeklikle geçti zaman. Bir ben bir ben bilirim sabah boğazımdaki tadı. Hesap tutmadan doğru oldum, beklide vasiyetti bu bana, omuzlarım kaldırmalıydı ki masumda değildim. Kaç küfre yenilmiştin ki hayatta gülen bir yüz nasip ettin.  Saf, duru, özlenmiş onca şey varmış hayatta.

Yaşamamışız ey azizim, olmayanı var etmişiz hayalimizde. Tut ki geri geldi zaman aynı hatalara tutulacağını bile bile gark olacaksın. Ey kalbi çürümüş insan yalan sözlere imanın ve itikat’ın hep tam.


Dokunmayı sevdiğin hayatlar da emrivakilere yer olmadı, oysa çok istemiştim. Kelimelerde asmak istemezdin yüzünü, doğru gibi hiç olmamış gibi. İlk güncesine mubahtı son günü gelişi.   

2 Şubat 2014 Pazar

Aforizmalarım

Çıkmaya razı geldiğin onca yokuşun başında bulabildiğin en değerli yaşanılası hayalini düşünmelisin, ortasından sonra geri dönmek insana zor gelmez mi? bunu düşünmelisin. Hayattaki korkularını göz ardı edebilip, sadece umulanı vermek için kendi mutluluğunu feda edebilecek misin? Bunu da düşünmelisin. Zaman kıyas götürmez şekilde ilerlerken neyi bildin ki geçmişte? Geleceğini öngörebileceksin. 

Ah ahmak insan oysa öle karmaşık ki hayatın, sırt üstü havuza bırakır gibi düşüncesiz nasıl bırakabiliyorsun kendini. O kadar da eleştirdiğin onca sözünü nasıl yutabiliyorsun kuyruğunda aynı acıyı hissettiğinde. Anlamsız onca sözü edip, nasıl anlamalarını bekleyebiliyorsun.

Öyle karışık ki o küçücük beynin hangi savını hangi kanuna bağlayabiliyorsun? Öylesine döndürürken devranı nasıl aynı kalmayı umabiliyorsun. Çok şey istiyorsun insan evladı, bütün yalanlarını hangi renkli kâğıtlara sarmayı umuyorsun.

Deşilen yaraların gün gelip acıtacak belki canını düşündün mü napacaksın o zaman? Ya farklı olmak istersen, ya düşüncesizce yürüdüğün yollar pişman ederse seni. Nasıl vereceksin kendine bu hesabı. En çok kendine sırtını dönen sensin, duydun mu en son kalbin ne anlattı sana?

Kendini mutluluğun o bitmeyecek sefasını sürerken düşün, kıymet bilmeyi denemedin ki hiç. Sadece içinde bulunduğun mutluluğa attın kendini. Vebalini çekmek ağır gelir diye en son neyi yapamadıysan, yediğin tokatta gelecek gözünün önüne.

Sen düşünme acı çekersin, bu çektiğin acı bilerek nefsine verdiğin cezalardan çok öte olacak muhtemel. Peki, bilmediğin ile nasıl gitmeyi planlıyorsun, gittiğin ilde çektiğin dert seni ne kadar sen yapacak, oysaki sen kaç zamandır çektiğin yoksunluklara rağmen kendini pozitifleştirdin, her rüyanı hayra yordun. Niye kendinle çelişmektesin şimdi? Doğruyu yanlıştan ayırt edebilip niye yanlışa koşabilecek gücü kendinde bulabiliyorsun? Sana öğretilmeye çalışılan onca söze ben bunu daha önce duydum deyip kulak tıkadın ki şimdi tek başına düşüncesiz kalıp yalnızlaşıveriyorsun böyle.


Bir şeyler anlamayı ummak için okuma beni, arada bulabileceklerin bir iki düşünce parçacığı gerisi benim fikir kusmuklarım. Deliliğe bu kadar yakın olabilmek seni korkutur, yatağında gözlerin kapalı düşünmelisin beni. 

22 Kasım 2013 Cuma

Biz Paydasında Buluşmak Dileğiyle

Sen farklı soydan, sen farklı dilden, sen farklı inançtan, sen farklı mezhepten, sen farklı görüşten, sen farklı partiden, sen farklı şehirden… sen, sen, sen.

Ayırmak için o kadar neden var ki içimizde.

Sanat Olmayan Yerden Bilim Çıkmaz

Sanat olmayan yerde yaratıcı düşünce kendini idame ettiremez!

22 Ekim 2013 Salı

Toplum Ve Düzen İnsanı Yontmak İçindir.

anarşist çizginin yanından geçmem, engel olmadığım bir dolu kuralım var hayatta fakat bir olgunun benim alışkanlıklarımın dışında olması yada görüşlerime karşıt olması, söz konusu olgunun boynuna mantık ilmeğini geçirmeyi gerektirmemeli. Öyle yapıyorum ama aklı putlaştırmadan bir fikre tabi olmak ne güç Allahım!

Duygularım, fikirlerim, açmazlarımla bana aidiyet verebilecek her topluluk, karşılığında benden kendilerine yakın düşünce ve adet isteyecek yada yakın görünme arzusu ile baştan ben feda edeceğim fikirlerimi.

Ha bu arada gruplara ve bir topluma ait olmanın gerekliliğini savundum hep. Fakat bu aidiyet içinde yontamadığım fikit ve alışkanlıklarımın ayıp, günah, etik dışı v.b. setlere maruz kalacağının bilincinde oldum hep.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Şimdi Benim Otağı'm Kuru Hayat Meşgalesi.

Zamanı geldi nelere inandık biz, neler geldi geçti ömürden.
Düz ovalarda yürür gibi koşmadık mı dağlarda?  
Ya çiğnediğimiz onca kural, işlediğimiz onca günah.
Dün gibi görmez misin, yakmaz mı çemberinin oyasını içindeki sızı?

İnanmadı denilmiş ardımdan, oysaki bütün düşleri hep ben gördüm.
Yaş ağaca dayarsan sırtını eğersin, güvenemedim
Cesur olası gelmezdi. İtimat edemedim.
Devşirilen onca söze bi kelam etmeyi ben istemedim.

Merak illetmiş, kaç kere geri çevirdi sevgisiz gideni.
Sevgisiz bırakmalı haksızken, doğru kelam etmek isteyeni.
Kıyas edersen türlü hayatlarla kendini.
Verilecek nasihat olursun.

24 Haziran 2013 Pazartesi

Şuur

Uzun zaman oldu yazmayalı, hayat gailesi işte hırsların çemberinde koşturmanın ötesinde adım attırmıyor adama. Nefes alamıyorum, kitapta okuyamıyorum mesela. Hep geleceği düşünürken geçmişte bedbaht olanlardanım. Oysa böyle bir hayat değil rüyalarımda gördüklerim.

Her insan düşünür sıra dışılığını, mutlu olması gerektiğini. Oysa ne için bile yaşadığını bilmeyen o kadar çok insan var ki hayatta. Şükür edilesi hayatlarımız var, bazen gözümüz kayınca görüp burun kıvırdığımız sadece fizyolojik ihtiyaçlarını ve bir ihtimal barınma ihtiyacını giderebilen insanlar var bu alemde.  O insanların yüzünde o kadar kırışıklık görürsün ki hangi çizgi hangi günahın bilemezsin.

Peki, ne yapmalıyız o halde şükür deyip mutluluk mu giyinsek sahtecikten? O da değil. Amaçlara bağlanmaktan geçiyor, mutluluğun olmasa da huzurun anahtarı. En azından iç ritmini buluyor insan bu sayede, hele de koşuşturmaca doğru amaç uğrunaysa mantığınla ruhunu kol kola görmen içten değil.

Böyle düşünen biri olarak hatta çevremdekilerin de benim kurallarımla yaşamalarını isteyerek, asker zihniyetli yanımı hep kendi içimde övende ben, özgürlükçü yanımı ulaşılmaz tatlı bir gelecek hayali gibi hep en uzağa koyanda ben. Daha kendi içimde dirliği, düzeni sağlayamayan ben, kalkmışım da hayat dersi verir olmuşum.


Neyse anlamışsınızdır sürer mutluluklar yaşayamayacağımı. Kendi içimdeki hesaplaşmalarda bile huysuz bir ihtiyar olarak ölmeye razı geldiğimi, tek üzüntüm benim hayaletimle ömür geçirenlere olacak.