15 Haziran 2015 Pazartesi

Olamamak

Bir şeyler olmayı umarak yontuyoruz hayatı, sadece doktor, mühendis değil. İyi bir eş, otoriter bir bürokrat, saygın bir iş adamı ve dahası

Biçilen rollerimiz var, bizim adımıza toplumun zorunlu kıldığı bir elbise. Hatta kendi kendimize ördüğümüz duvarlarımız. Sorarım size mutlu muyuz?   

Peki ya ne yapmalıyız diye sorar oldunuz, duyar gibiyim. Ne soruyorsunuz a dostlar bendemi kalıplar sunayım size. Ne bir diyetisyenim ne de bir öğretmen neyi neyle karıştıracağınızı, nasıl edeceğinizi öngöremem.

Hayat matematik değil, en büyük yanılgımız budur zannımca. Sosyal bilimlerde her zaman bir ile biri toplarsanız iki etmez. Ya da daha anlaşılır şekilde bizler aynı durumlar karşısında her zaman aynı tepkileri vermeyiz. Oysa yaşam döngümüzde insanlar diğer insanlardan bir şeyler öğrenmeyi ve hayatlarında gidilecek yolları tasvir etmelerini beklerler. Çünkü kendilerinden önce bireysel deneyimler sonucu birikmiş bir bilgi demeti mevcut, ortak akıl bu deneyimlerden faydalanarak daha ileriye gitmeyi en azından doğruları bulmayı bize daha çocukken dikte etti. Fizik için geçerli olabilir bu durum, bilgiyi, teknolojiyi biriktirerek daha da genişletebilirsiniz.

Fakat sosyal bilimlerde ortak akıldan, kültürden v.s. edindiğimiz birçok hal ve hareket sadece göz aşinalığı, alışkanlık veya toplumun bizlere biçtiği rollerden oluşur. İyi bir oyuncu değilseniz deli, çılgın, anarşist olarak adlandırılabilirsiniz.


Aşırılığı, anarşistliği benim bünyem kaldırmıyor. Ben sadece özgün olmaktan yanayım, belki de bana da bu dikte edildi.   

Rölantiye Alınan Bir Hayat Ve İçsel Hesaplaşmalar

Hayatlarımız yeterince karmaşıkken, birde milyon ihtimalli karmaşık bir ruh hali ve kişiliğe sahipseniz yandınız demektir. Bazıları burçlarına bok atar, bazıları yetiştirilme tarzlarına. Oysa hayatta biz gibi milyon ihtimalli değil mi? Delilik yakışır ki bize, akıllı olup sorumluluk almak ne haddimize.

Rölantiye aldım kendimi, bir kenara onca dünyalık, deli saçması işi bırakıp rölanti de bekliyorum. Ha sanmayın çalışmıyorum, koşturmuyorum profesyonel hayat affetmez biliyorum J hatta en normal beni hafta içinde emeğimi kiraladığım hapishanede görebilirsiniz. Sahte hayatlar, sahte benler, olmak istenenler, hepçe de kaçma isteği. Ben normal değilim, hem normal olmamak neden korkutur ki insanı? Normal bir hayat süregelmedim ki. Hep düşünmem, sorumluluk almam, bir şeyler uğruna bir şeylerimi feda etmem beklenmedi mi? Kolay bir hayatı kucağımda bulamadım napayım suç benim mi?

Sıralı Büyük hayallerimin bazılarını güzel kılıflara saklayıp, kutsal kitap edasıyla gözümün uzandığı yerlere kaldırdım. Bu sorumsuzluk ve boş vermişlik su götürmez şekilde rahatsız ediciydi evet! Fakat mutlu olamamanın verdiği hayata kapris hakkımı kullanmamı kim engelleyebilirdi ki?   

Bütün tanıdıklarıma bizzat akrabalarıma karşı ilgi ve yakınlığımı yitirirken, yine kaçma itikadı var içimde, genele karşı beklentilerimi olabildiğine öteleyip köse bıraktım içimde.

Tüm bunlara bakıp sancılı ve sanrılı bir ruh hali bekliyorsunuz muhakkak fakat gerçekler böyle değil. Bulunduğu mekân ve zamanın rengini alabilme meziyetim var. Sahte mutluluklar takınmam belki gerçek fakat buhranlı bir dönemde olduğum gerçek değil. Kendimi bu duruma alışır buluyorum nicedir. İnsan beyni inanılmaz bir makine her duruma ayak uydurabilme yetisi insanı kendi kendisine hayran bırakmıyor değil.


Daha irdelemem gereken çok sorgulama var kendimle ilgili fakat bunları yazıya dökebilmek zor ayrıca günün belli saatlerinde ve belli ortamlarında kendini gösteren meziyetler bunlar. Ki unutkanımdır da aynı zamanda çok zeki olarak addetmem kendimi hatırlamak ve düşünmek yorucu en güzeli okumak, değerini bilin. 

3 Haziran 2015 Çarşamba

Evrenselliği Yerelselleştirebilmek Adına

Sanata olan düşkünlüğüm ve birçok kademesinde olma isteğim boşuna değil. Ben ülkelerin gelişmişliğinin bile üçlü saç ayağına bağlı olduğunu düşünmekteyim. Sanat, bilim, kültür bu üçlü saç ayağının birinin eksikliği veya az gelişmişliği diğerlerini de aşağıya çekecektir.

Sanatın en çokta duyusal alanına yeteneğimin olmasını istedim hep, belki yetiştirilme şeklimden belki de farklı sebeplerden ötürü bir türlü becerim gelişmedi. Sesim kötüdür dayanamazsınız, herhangi bir enstrüman yakınlığım daha doğrusu yeteneğimin olmadığı kanısı da taşıdım hep içimde.

Oysa çok isterdim farklı kültürlerin müziğini Anadolu müziğine harmanlamayı, öyle eksik ki 2000’lerin Türk müziğinde bu durum. Hayatın birçok alanında yaşadığımız yozlaşma kütürde, müziğimizde kendine fazlasıyla yer buldu. Ey bizim güzel müzisyenlerimiz Amerikanvari içi boş klipleriniz, anlamdan kültürümüzden iz taşımayan müzikleriniz bizim damak tadımız olamaz. Unutulacaksınız, inşallah ki tez zamanda


Evrenselliği yerelselliğin potasında eriten tam benlik onca müzisyenimiz vardı oysa Barış Manço, Erkin Koray, Cem Karaca, Selda Bağcan, Moğollar ve daha niceleri. İnanın şuan ki dünya müzik kültürünün bile birkaç gömlek üstünü bizden birileri bizim ezgilerimizle yine bize anlattılar. Ne kadar da şanslıydık! Geçen gün Okan Bayülgen’in Cem Karaca’nın sesinin Rock müziğini nasıl bizleştirdiğine ve nasıl kültürümüze tabi kıldığına dair konuşurken hissettim bir kez daha yalnız olmadığımı. Yukarıda isimlerini saydığım ve sayamadığım için üzüldüğüm diğer bir avuç büyük insanın kendi dönemlerinin en iyi Psychedelic Rock örneklerini verdiklerini duyar olmadık mı şu ara? 

25 Mayıs 2015 Pazartesi

İki Güzel Göz

Bu gün farkındalık günüm sanırım, eskilerdeyim dönemiyorum. Fark ettiğim acı bir gerçek, dilim damağım kuru, öyle güzel gülen bir yüzü ve iki güzel gözü ne kadar bedbaht ettiğimi anladım. Eminim o kadar güzel gülemiyorsun artık ne büyük acı Ya Rab! İki mutlu olması gereken göz, en çok
hak eder oysa. Sorsan çokta tamahkar en büyük sınavı ben, en çok kıyamayan yine ben. 

İki Masum Yürek

İncir kadar küçük bir kalpte geçti bu hikâye
Oysa kızdım da ben, nasıl kıydım da taş kesilmedim
Bütün yaşadıklarımızı temize geçtim bu gün
Öyle özlemler, öyle anılar var ki içinde
Unutmuşum bazılarını yüzüm kızarıyor bak
Ne güzel anılarmış onlar, en güzel zamanlarımızmış
Geri gelmez biliriz, onca kötü düşleri niye son zamanlara sıkıştırmışız
İçim ısındı eski bizi görünce
Ne masumuz, görsen seninde için ısınır eminim
Sanki bütün sevgilerimizi gömmüşüz o günlere
Bütün geleceğim bir fedaya tâbi olsa da
Çok zor şu günlerimiz
Planlarımızın üstünde ailelerimiz
Düşlerimizin önünde korkularımız
Ya haklarımızı helal edişlerimiz
İki masum koca insanız artık
Ayrılıklarda aşka tabi, özlemlerde
Ben seni bu gün çok özledim

24 Mayıs 2015 Pazar

Uğurlar Olsun

Kaybetmeyi kabullenmek ne zor
Büyük savaşlarım oldu yaşım itibariyle bir hayli erken
Kaybetmeyi artık özümseyebiliyorsam
Suçlamadığım içindir kimseyi
Kendi savaşım bildiğim için benimle ilgili olan her şeyi
Ailemi, sevdiğimi ve daha bilumum kişiyi
Hiç suçlamadan önüne atıyorum işte kendimi
Alın beni, inancım kalmadı artık
Evet, evet siz haklısınız
Yanlışlar ve eksikler benim, bizzat bana ait
Dedim ya artık rahatça ifade verebilecek durumdayım
Yıkılabilir tüm gerçekler üstüme, sabahı da beklemeyebilir
İnançlarım ve beni ayakta tutabilecek yargılarım yerle yeksan
Herkes kendi hayatından mutluluğundan sorumluyken benim ne ağır bir yüküm var
Veremedim ama inanın çok istedim
Son evresinde ömrümün çok şey olsun istedim ama var edemedim
Hiç ummadığım hayatlara yaklaşıyorum
İdeallerim bir kenara, ben sizler gibi değilim
Uğurlar olsun sizlere 

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Uyanmalı

Ömürler ister bazen hayat
Vakfedebilmelisin ki genişleyebilesin
Kendine tıkandıkça sıkışmışlığa olacak şikâyetin
Üzerinde durmayabilmelisin
Gecenin bir yarısında çıkabilmelisin
Uyanıklığa olan isyanını yenebilmelisin
Coşkunun peşinde yalnız kalabilmelisin
Başarıyı en tepesine koyduğun hayatı
En güzel sen yaşabilmelisin
Bırak aksın endişelerin
Sevdiklerine en yakın hep olabilesin

19 Mayıs 2015 Salı

Değişmeyebilmek Adına

İki omzumun arasında yönetemediğim bir iktidar
Ve inançsızlığıma tahammülüm azalıyor artık
Kendim gibi derdim eskiden oysa yozlaşıyorum artık
Birçok kişi ve kestikleri ahkâmlara tıkadım kulaklarımı
İstemediğim bir istikamete, mucizelere mecbur bırakmaya utanmıyorsunuz da hiç
Ne istiyorsunuz benden? Kirli bir hayat mı olsun meşgalem?
Oysa herkes kadar farklıydım o zamanlar
Ve günahlarım daha az
Şimdi geride egenin sıcak güneşinin yaktığı bir omuz
Hatıralar eski! içinde ne kadar aransan da biz yokuz

20 Nisan 2015 Pazartesi

Kuyucaklı

Şimdi ne sen suçlusun ne de ben
Günahını alır kızardım eskiden
Beklentin muntazam bir hayatken  
En doğrusuydu elini eteğini çekmen
Benim eğri büğrü yollarım
Senin cetvellerin var
Ortada buluşamadığımız çokça da yaşanmış lığımız
Senden sonra öyle şarkılarım ve kitaplarım var ki
Yalnız da değilim işte bildiğin gibi

Hegemonya'm

Güçlü görünmek ne zor Allah’ım
İnandırıvermek kendini bile
Saatlere bölmek günleri
Geçmeyecek acılar biriktirmek
Her şeye rağmen, canını yakamamak
Onca zaman geçti ki şimdi haklı buluyorum babamı
Büyüyor muyum neyim?  
Lüzumsuz geliyor artık önemsemek
Zor ve can yakıyor geleceği görememek
Siz sanıyorsunuz ki herbişey yolunda
Ben yolumda, o bile kendi yolunda
Herkes giderken senin yanında
Arkaya kalıp beklerim ben
Çoğu kişi düşmemi beklerken