11 Aralık 2014 Perşembe

Boşluklarım

Doldurdukça doldur bardağını kana kana iç
Bu senin en helalin doyma asla
Yadırgadıkların bir yana
Üzerinde öyle olduramadıkların var ki
Ya altından kalkamadıklarına ne demeli
Demir gibi duyguların var dostum
Kesmeli duş aldığın su tenini
Olduramayacağını bile bile kapılmalı en yakın bulduğun nehre kendini
Düşüncesizce üryan duygularımız ve günahlarımız
Tence kardeşçe kaçıncı dansında kim bilebilir
Kim bilebildi anlat o halde
Diline ket vuran onca hece nasıl oynaştı senle
Kibirce ve büyükçe kendinden bir tutam at küçükçe
Sen ve biz olduramadık dostum
Yakalayamadık güneşin doğuşunu
Sabahlara bilmem kaç satır var daha
Bir güne daha, iç gıcıklayan sadık dostlarına daha selamlar
Ben erken çıkarım kaçarım ki bulamazsınız beni
Kendi boşluğumda aradığım insanları bulamamak ne büyük acı! 

1 Aralık 2014 Pazartesi

Babam

Vakitlerimizi bol gördüğümdendi aldırmaz duruşum
Bir bilebilseydin aslında ne çok şeyimmişsin
Vakur bir bilmişliğin olurdu hep üstünde
Ben o denli uzaktım sana bir fiil
Yaklaşmazdım geçmiş ve kendimce nedenlerimden ötürü
Çok geç anlamıştım sevdiğini bile
Burun sızlatır insana gerçeklik buğusu
Yanındaydım o gün ve gece gördüğünü de biliyorum
Kızma bana senden çok ağladım ilk sefer
Şimdi uzaksın ki senden dünyalıklarımız kaldı geriye
Yaşayacağız! Yaşayacağım ki
Arkada üzülenlere senden bir armağanım artık  
Beni bunca dünyaya bulayıp gittin be

26 Ekim 2014 Pazar

Ölmek!

Ölmek! Kim bilir hangi cenginde hayatın
Zevke müritliğimizin utancın da
Bitap susamış, hayatı duyarken içinde olamamış
Beyhude ve beynelmilelliğin den utanmış
Hayatının herhangi bir dakikasında onu hiç tanıyamamış
Aldanmış ve olmak istenmemiş gibi
Sefalar dan uzak cefaya bulanmış
Tek ve baki olabileceğine inanmış gibi
Hangi sureti alıp takmalıydı şimdi
Dürüstlüğe inancı kalmamışçasına titreyerek elleri
Bir kadına aşkın ne çok yakıştığını da bilirdi
Oysa mantığın aşka takılı kalmış ilmeği
Hissiyatsız lığından korkarken, bahtsızlığına ne demeli
Neyin tekrar edilmeyeceğini bilmeden, hatalarla yaşamanın ne anlamı var.  

Tahayyüllerimiz

Şimdi tahayyül ederken koca bir geleceği
İçinde tatbik edemezken sen beni
Ben şimdi hep tahammüle gebe yaşıyorum
Biz bozuk muhakemelerimizle doğru aklımıza güveneduralım
Hayatlarımız geçmeye, anlamlar kaybolmaya yakın
Oysa ne kadar soru var kafamızda durunda bir bakın
Yıkılıyoruz ki kuruntularımızdan büsbütün
Arkada sittin hece hep diyemediklerim kaldı.  

25 Ekim 2014 Cumartesi

Heyhat

Önemi kalır mı artık?
Bir parça ömür alamadıktan sonra geride
Uzak geçmişten öte, yakın gelecek korkuturken birde insanı
Saplanıp çıkamazsın öyle kolay günahlardan
Kendi günahsızlığına, aklanmalarına selamlarım bilmukabele
Velhasıl hissetmek öylesine derinden ve içten
Kaçışlarının örtüsü olmaya yetecek mi?
Düzgün ve toplumun istediği gibi yaşayacaksın
Oysa kaçışların ve içinde bir ben olacak
Sığamayacağın, yakınsayamadığın yırtmak istediğin hayatında merakların olacak
Alışadururken insan onca şeye
Bilemediklerine karşı kin ve nefretin artacak
Evhamlı analara dönüşeceksin
Hayat senin adına senin planlarını çoktan çizerken
Beklentilerini başkalarına bırakacaksın
Oysa bu renksizliği yırtmıştım ben
Kendi renksizliğimle birlikte durmuştum da korkmamıştım
Yüreğimi koymuştum ki heyhat o ne yürek
İnanmadılar, ki beklememiştim aynı yürekliliği 

24 Ekim 2014 Cuma

Bir Göç Şarkısı

Davetkâr bakışlar sezdim, nefsanî canavarlıklar adına
Uzaktım bir fiil, istemedim.
Ben ki kendi yel değirmenlerimle bitirememişim savaşımı
Başka cepheler açmak nedendir ki?
İnsanına hayli uzak bir ege kıyısını hayal eden romantiklerden olamadım
Gerçekler gözlerime vururken büyük dolu taneleriyle
Benim vücutsuzluğum ve hayalperestliğim bir tek bizeydi
Ayaklarım sağlam basabilmek adına yere topuklarımı daha kaç kere vurmalıydım?
Artık onsuzluğun hüküm gezdiği şehirlere gidebilmek
Belki de yâd edip eskileri kendi geleceğime ket vurmak istedim
Belkili ihtimallere sığmayacak kadar genişlerse eğer insan
Bir fiil, ikinci elden mutluluklara da eyvallah diyebilirmiş
Bize sevap olmuş tenlerin ışıltısını şimdi nerden duyardık?
Kim anlatabilirdi ki bu hazzı bize?
Artık gitmelerle gelmelerin arasındaki mesafe bile azaldı
Büyük insanlığımızdan geriye söyle ne kaldı?
Daha ne kadar pespaye edebilirdik kendimizi insanlara?
Suçlu aramıyorum bilirsin, Artık olmayacağım için yerimde   
Günahlarımızı sırtlayabilirim, kendi matem'ime göçe bilirim.    

Tükenmeyebilmek Adına

Hissiyat eksikliği dedi doktor
Eksikmişim dünümden hallice
Beykoz sırtlarında beğendiğimiz ev kadarda yalnız
Gitgide hissizleşen bedenim de, umut emarem kalmamış
Geçmişin salt yakıcılığı geleceğime sıçramış
Yakınmış bu hastalığa yenilmem, İlacıda kalmamış
Niçin dedim, niçin içimde geleceğe yer kalmamış?
Oysa onun derdi başkaymış, Bej rengi tabakasında hiç sigarası kalmamış.

21 Ekim 2014 Salı

Aynı Yıldızın Altında ( The fault in our stars )

Güzeldi. Bunu söyleyebildim, uzun zaman oldu ki bir film farklı bir tat bıraksın dilimde. Halatlarım çözülürken hayatta güzel bir anıma denk gelen, özel anları kollayan filmler olur ya. Buda onlardanmış, özel bir anımı kollamış. Sade ve yapmacıksız, başroller mükemmel, milyon dolarlık projeler yerine güzel bir hikâyenin sıcaklığını küçük insanlarla, güzel ruhlarla yansıtabilen güzel bir film. Ayrı yeten müziklerine değinmezsem son yarım saattir filmin sonundaki 3,4 şarkıyı niçin defalarca geri sardığımın cevabını da veremem sanırım. Dramları ve kendimizi, bizden olan küçük insanları ekranda görmeyi seviyorum aslında ben, fakat film boyunca herhangi bir acıma psikozuna girmiyor insan gariptir.


Fakat kültürel şoklara da hazır olmalı insan, o yaşta ölümü o kadar kabul edişleri, ailelerinin tutumu v.s. farklı işte. Türkiye’de çekilse aynı film sanırım tek hatırlanan devamlı salya sümük ağlamalar olurdu.  

19 Ekim 2014 Pazar

İmlasızlığım

Arkada kalanlarımız oldu.
Ve bitmeyen davalarımız
Arada dönmek isteyenlerimiz de
Arabeskliğin den sıkılıp kırmak istediklerimiz de
Ne istediğimizi bilmeyip, bulduktan sonra kaçışlarımız da
Dertliydik bir fiil, bitmesini de isterdik
Neye bu kafa tutuşlarımız, devamlı başkalarının hayatındaki rötuşlarımız
Yetmezmiş gibi hep geri duruşlarınız
Koşmak basitti ya ardımıza dönüp bakamadıklarımız
Vasiyetlerine bile, takındığımız ihtiyatsızlıklarımız
Uzak olmanın yakın olmaya değerini de bilememişiz biz
Hatta hatalar koynumuzda uyumuşuz
Sözlerimizin değerine salalar okunmuş
Kalabalıklardaki yalnızlığımız
Dinlemekten öte konuşmaya çalışmalarımız
Biz patika yollarımızı her zaman kestirme sandıkta yanıldık
Doğmanın ya da yaşlarında bir adabı kalmadı artık
Mutluluğu arama gibi bir amacımızda
Vedalarda bizler için kavuşmalarda
Hepsi güzel birer anı artık. 

Olabildiğince

Eksik ve Munzur ben, sen müstesnaydın oysa
Bu işte bir sessizlik vardı
Konuşulmazdı da tüm anlamların güzel birer imaydı
Tamam demedin diye kaç gecelerim sabaha vardı
Sensiz de geçmeye muktedirken hayat
Senden yana adımlarım hep yarıda kaldı
İşte bu hayattı
Cetvelle çizilmezdi insanlar, matematik gibi toplayıp çıkaramazdın doğruları
Şimdi bekliyorum daha yaşanacak ne kaldı